İLETİŞİM,
DİL VE DİL EDİNİMİ
1.
Giriş
“
Anlatamadım, galiba?”
“
Siz beni niye dinlemiyorsunuz ki ?”
“
Ne söylediğinizi anlayamadım”
“
Ne kadar kötü bir yazı ! Hiçbir şey anlaşılmıyor.”
“
Söylemek istediklerimi yazamıyorum.”
“
Okuduğumdan hiçbir şey anlamadım.”
Günlük
yaşamımızda, yukarıdakilere benzer cümleleri kullandığımız, başkalarından
duyduğumuz olmuştur. Böyle cümlelerle, anlamadığımızı, anlatamadığımızı
ya da diğerlerinin anlamadıklarını, anlatamadıklarını ifade etmek
isteriz. Öte yandan, böyle yakındığımız durumlarda kullandığımız
dil, aynı dildir. Aynı dili kullanıyoruz, anlaşamıyoruz.
Eğitim
çevrelerinde de, öğrencilerimize Türkçe’yi öğretemediğimizden
yakınanların sayısı hiç de az değildir. Yapılan pek çok araştırmanın
sonuçları da bu kanıyı destekler niteliktedir.
Ortak
bir dil olmadan, insanların anlaşabilmeleri, bir arada yaşayabilmeleri
güçtür. Dil aynı dil olsa da, onu kullanan insanların ona hakim olduğu
sınırlar içinde ortaktır. Onu kullanan insanlar, kurallarını
biliyorlarsa, anlama ve anlatma becerisine sahiplerse, dil ortaktır. Türkçe’nin
öğretimi elbette rastlantıya dayalı yaşantılara bırakılamaz. Ülkemizde,
eğitim sisteminin temelini oluşturduğu için, Türkçe öğretiminde en
önemli görev ilköğretim kurumlarına düşmektedir. Bu kitap, ilköğretim
kurumlarında Türkçe öğretimini üstlenen öğretmenlere rehber olacağı
düşüncesiyle hazırlanmıştır. Öğretmenlere, Türkçe öğretimi sırasında,
öğrencilerin isteyerek, zevk alarak ve aktif olarak bu sürece katılmalarını
sağlayacak öğretim tekniklerinin tanıtılması düşünülmektedir.
2.
İletişim
İnsan
doğası gereği sosyal bir varlıktır. Normal koşullarda, bir insanın
kendisini diğer insanlardan tamamen soyutlayarak yaşaması düşünülemez.
Bu durumda birey, maddi ya da manevi bakımlardan birtakım ortak unsurları
paylaştığı diğer bireylere duygu, düşünce ve isteklerini
bildirmek; onların bildirdiklerini de anlamak zorundadır. İşte bunun için,
bireyler birbirleriyle iletişim kurmak için çabalarlar. En genel anlamıyla
iletişim, davranış değişikliği meydana getirmek üzere duygu, düşünce,
tutum, beceri ve bilgilerin paylaşılması sürecidir.
İlk
insandan günümüz insanına kadar,
iletişim kurmak için pek çok araç kullanılmış olsa da, en etkili
iletişim aracı sesli-sözlü insan dilidir. Başkan’a göre, insan
dili aracılığı ile anlatılamayacak hiçbir kavram yok gibidir. Buna göre,
kişinin iletişim yeteneğini, büyük ölçüde, onun dili kullanabilme
becerisinin belirlediği söylenebilir.
3.
Dil
Dil,
düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden
ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını
sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir dizgedir. Dil, dört temel
beceri olarak kabul edilen dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerinin
işlevsel bütünlüğünden oluşmaktadır.
4.
Dil İle İlgili Becerilerin Edinimi
Dört
temel dil becerisinin edinim sırası doğal süreçte de dinleme, konuşma,
okuma ve yazma olarak gerçekleşmektedir. Çocuk, dili daha okula başlamadan
önce, ailesinden ve yakın çevresinden öğrenmektedir. Önce dinleme,
daha sonra da konuşma becerileri okul çağına kadar belli bir düzeyde
gelişmektedir. Ortalama beş-altı yaşındaki çocuk, aile ve oyun çevresindeki
bireylerle, o döneme kadar edindiği dinleme ve konuşma ile ilgili
bilgi, beceri ve alışkanlıklar yardımıyla yeterli düzeyde iletişim
kurabilmektedir.
Beş-altı
yaşından sonra, çocuğun sosyal çevresi doğal olarak genişlemektedir.
Artık, o döneme kadar öğrendiğinden fazlasına ihtiyacı vardır. Dil
dinleme ve konuşma becerileriyle sınırlı değildir; dinleme, konuşma,
okuma ve yazma becerilerinin işlevsel bütünüdür. Çocuğun bu döneme
kadar kazanmış olduğu dinleme ve konuşma becerilerini daha da geliştirmek,
üzerine okuma ve yazma becerilerini de katmak konusunda görevi eğitim
kurumları devralmaktadır. Okullarda bu görev, birey olarak, öğrenmeyi
kılavuzlayan ve sağlayan öğretmene düşmektedir. Yukarıda önemine
değinilen dinleme ile ilgili istendik bilgi, beceri ve tutumları bireyin
kazanması için, eğitimin hedeflerinin belirlenmesi, hedefleri gerçekleştirici
nitelikte öğretme- öğrenme ortamlarının düzenlenmesi ve elde edilen
ürünün kalite kontrolünun yapılması gerekmektedir.
5.
Türkçe Öüğretiminde Öğretme-Öğrenme Yolları
Bireylerde
gözlenen kalıcı davranış değişmesine öğrenme denir. Öğrenmenin
önemli bir özelliği de, bireyin yaşantısına bağlı olarak gerçekleşmesidir.
Eğitimin konusu olan geçerli öğrenmeler, ancak kasıtlı yaşantılar
sonucu gerçekleşebilir. Kasıtlı yaşantılar, eğitimcilerin önceden
planladıkları yaşantılardır. İşte bu yaşantıların nasıl düzenleneceğine
yön veren de yöntemdir. Yöntem, önceden belirlenen davranışları öğrencilerin
kazanmalarını sağlayacak yaşantıların düzenlenmesine yön veren
yoldur.
Bir
öğretim programında belirlenen hedeflere ulaşmada öğretim yöntemlerinin
önemi büyüktür. Öğretme-öğrenme sürecinde, öğrenmeye rehberlik
eden öğretmenin uygun yöntemi kullanması gerekmektedir. Bu, öğrenmenin
etkili ve kalıcı olması için kaçınılmaz bir ilkedir.
Öğretmenin
yöntem seçiminde belirleyici olan en önemli özelliklerinden biri, onun
öğretme-öğrenmeye bakış açısıdır. Bu bakış açısı onun, öğretme-öğrenme
sürecinin merkezinin temeline öğretmeni mi, öğrenciyi mi koyduğuyla
ilgilidir. Bunun için öğretmen, öğretmen merkezli öğretme yaklaşımlarının
özelliklerini de iyi bilmelidir. Bundan sonraki bölümlerde, öğretme
yaklaşımları “öğretme stratejileri “ olarak ifade edilecektir.
Öğretmenin
yönteme yatkınlığı, zaman, maliyet, sınıfın oturma düzeni ve öğrenci
grubunun büyüklüğü, yöntem seçimini etkileyen diğer önemli
unsurlardır. Uygun yöntemin seçilmesinde belirleyici olan önemli bir
özellik daha vardır; öğrencilere kazandırılacak davranışların
niteliği.
Bu
bölümde önce, Türkçe derslerinde kullanılacak yönteme karar vermede
dikkate alınması gereken unsurlardan, öğrencilere kazandırılacak
davranışların niteliği ve bu özelliklere bağlı öğretme ilkeleri
ele alınmıştır. Daha sonra, Türkçe derslerinde kullanılabilecek araç
ve gereçler, teknikler, yöntemler ve stratejiler tanıtılmıştır.
Bunların kullanılmasını gösteren örnekler ile dinleme, konuşma,
okuma ve yazma becerilerinin geliştirilmesine yönelik özel yöntemlerin
tanıtılmasına ilgili ünitelerde yer verilmiştir.
6.
Kazandırılacak Davranışların Niteliği
Talim
Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 22.9.1981 tarih ve 172 sayılı kararı
ile kabul edilen; 6.7.1981 tarih ve 2098 sayılı Tebliğler Dergisinde
yayımlanan Türkçe Dersi Programının genel amaçlarına bakıldığında,
Türkçe öğretiminin amacı şöyle özetlenebilir:
1.
Öğrencilerin sözcük dağarcığını zenginleştirmek
2.
Öğrencilere Türkçe’nin kurallarını sezdirmek; Türkçe’yi
bilinçle, özenle ve güvenle kullanmalarını sağlamak
3.
Öğrencilere dinlediklerini anlama becerisini kazandırmak
4.
Öğrencilere konuşma beceri ve alışkanlığı kazandırmak
5.
Öğrencilere okuduklarını anlama becerisi kazandırmak
6.
Öğrencilere yazma beceri ve alışkanlığı kazandırmak
7.
Öğrencilere dinleme ve okuma alışkanlığı kazandırmak
Temel
Öğrenme ürünleri dikkate alınarak bakıldığında, Türkçe dersi öğrencilere,
sözcüklerin ya da sözcük gruplarının anlamları ve kurallar gibi
bilgilerin kazandırıldığı; dinlediğini ve okuduğunu anlama, sözlü
ve yazılı anlatma gibi becerilerin kazandırıldığı; kuralları ve
becerileri alışkanlığı dönüştürmelerinin sağlandığı bir
derstir. İşte bu amaçları gerçekleştirmek için, öğretmenlerin
hangi yöntemleri kullanacaklarını iyi bilmeleri gerekmektedir. Söz
konusu amaçlarla ilgili olarak, öğrencilere kazandırılacak davranışların
bazıları, bilişsel alanla ilgili iken; pek çoğu bilişsel boyutu da
olan öte yandan, özellikle duyuşsal ve psikomotor yanı ağır gelen
davranışlardır. Bunun için, kullanılacak yöntemler şu özellikleri
taşımalıdır:
Bilgiyi
edinme sürecinde geçirilen yaşantılar, bu bilginin kalıcılığını
etkileyen önemli unsurlardan biridir. Öğrenciler için, kendilerinin
ortaya çıkardıkları bilgiler, kendilerine doğrudan sunulan
bilgilerden daha kalıcıdır. Bunun için, öğrencilerin bilgiyi
kendilerinin bulmalarını sağlayan yöntemler tercih edilmelidir.
Beceri
kazanma, uygulama yapmakla gerçekleşebilir. Türkçe dersinde öğretmen,
öğrenciyi etkinlikleri yapan durumuna getiren bir rehber olmalıdır.
Bundan dolayı yöntem, öğrencilerin kazandıkları bilgiyi kullanmalarını
sağlamalıdır. Örneğin, öğrencilere konuşma becerisinin
kazandırılması için, öğretmenin konuşması değil, öğrencilerinin
kendilerinin konuşması gerekmektedir. Öğrenciler konuşurken, öğretmen
onları kontrol etmeli; eksiklerini tamamlamalarını ve yanlışlarını
düzeltmelerini sağlamalıdır.
Beceri
öğrenmede davranışlar, yönlendirilmiş alıştırmalarla geliştirilmektedir.
Bunun için, beceri öğretiminde tekrarın önemi büyüktür. Öğrencilere
kazandırılan davranışların kalıcı hale gelmesi de, bunların değişik
durumlar içinde tekrarlanmasını gerektirmektedir. Öğrencilerin söz
konusu davranışı tekrar tekrar yapmalarını sağlamalıdır. Ancak bu
tekrarlar yoluyla öğrenciler davranışı alışkanlık haline dönüştürebilirler.
Tekrar
alıştırmaları sırasında, öğrencilerin sıkılmamaları,
etkinliklere isteyerek katılmaları sağlanmalıdır. Bunun için yöntem,
öğrencilerin ilgilerini çekmeli, hoşlarına gitmelidir.
Öğrencilerin
yalnızca duyarak değil, görerek de uyarıcıları algılamalarını sağlayacak
araç ve gereçlerin kullanımına elverişli olmalıdır.
Öğrencilerin
gelişim özelliklerine uygun olmalıdır. Örneğin, somut işlemler dönemindeki
çocuklar hala, işbirliğine dayalı etkinliklere zevkle katılırlar. Öte
yandan, rekabet içinde kazanma duyguları da gelişmektedir.
Özetlemek
gerekirse bu yöntemler, öğrencinin öğretme-öğrenme süre4cine aktif
olarak ve isteyerek katılımı sağlanmalı; kimi zaman bireysel öğrenmeye,
kimi zaman da rekabete ya da işbirliğine dayalı öğrenmeye dayalı öğrenmeye
dönük etkinliklere ortam hazırlamalıdır.
Dil,
kullanıldıkça gelişir. Edinildiği halde kullanılmayan dil becerileri
körelir. Bundan dolayı, dil becerileri ile ilgili davranışların kalıcılığı
sürekli bir çabayı, kullanımı gerektirmektedir. Öğretmenlerin, özellikle
sınıf öğretmenlerinin Türkçe dersinin dışındaki diğer derslerde
de, dinleme, konuşma, okuma ve yazmaya dayalı etkinlikler sırasında,
öğrencilerini sürekli kontrol etmeleri,
yanlışlıklarını zamanında düzeltmeleri gerekmektedir. Aksi
takdirde öğrenciler, kendilerine kazandırılmaya çalışılan dil
becerilerini yalnızca Türkçe dersinin bir gereği olarak algılayacaklardır.
Bu durumda, Türkçe dersinde kazandırılmaya çalışılan dil
becerileri süreklilik gösteremeyecek, bunların kalıcılığı sağlanamayacaktır.
II.ÜNİTE
SÖZCÜK YA DA SÖZCÜK
GRUPLARININ ÖĞRETİMİ
1.
Giriş
Sözlü
ya da yazılı, her türlü metindeki en etkili, en güçlü birimler sözcüklerdir.
Sözcüklerin etkisi ve gücü taşıdıkları anlamlarda yatmaktadır.
Buna göre denilebilir ki, dile hakim olma ya da dili etkili olarak
kullanabilmenin bir şartı da sözcük dağarcığının zenginliğidir.
Zihinsel gelişim ve çevre, bireylerin sözcük dağarcıklarının sınırlarını
belirleyen en önemli unsurlardır. Çocuk, zihinsel gelişimine bağlı
olarak kendi çevresinde kullanılan sözcükleri öğrenir. Bu sözcük
öğrenme süreci, ilköğretim birinci sınıftan itibaren formal bir hal
alır.
MEB
İlköğretim Okulları Türkçe Programında, Türkçe dersinin genel amaçlarından
birinin de, “ Türlü etkinliklerle öğrencilerin kelime dağarcığını
geliştirmek” olduğu görülmektedir. Bu amaç, 1-3. Sınıflar için
“ Düzeylerine uygun zengin bir kelime dağarcığı kazandırmak”;
4-5. Sınıflar için “ Kelime dağarcığını ( dilimizin yapısıyla
ilgili özellikleri de sezmiş olarak) düzeylerine göre zenginleştirmek”,
6-8. Sınıflar için, “Kelime dağarcığını, Türk Dil İnkılabı
ve çağdaş gelişimi doğrultusunda zenginleştirmek” şeklinde özel
amaçlarla ifade edilmektedir.
Sözcük
dağarcığı, bireyin bildiği sözcükleri ifade etmektedir. Öğrencinim
“ sözcük dağarcığını zenginleştirmek “ bildiği sözcüklerin
sayısını arttırmak anlamına gelmektedir. Ancak “ bilmek “ sözcüğünün
taşıdığı anlam belirginleştirilirse, sözcük öğretimin sınırları
da belirginleşir. Her hangi bir sözcüğü bilmek, o sözcüğü doğru
seslendirmek, doğru yazmak, konuşurken ve yazarken yerinde kullanmak,
okuduğunda ya da duyduğunda ne ifade ettiğini anlamak demektir. Bundan
dolayı sözcük öğretimi, sözcüğün doğru söylenmesini ve yazılmasını,
hangi bütün içinde ne anlama geldiğini öğretmeyi kapsamalıdır.
Sözcükler,
kimi zaman tek başlarına kavramları ifade ederler. Kimi zaman da grup
halinde, hem biçim hem de anlam bakımından kalıplaşmış olarak
kavramları ifade ederler ( ikilemeler, deyimler, atasözleri vb. ). Bu
kavramların bazıları somut, bazıları soyuttur. Bunlar, sözcük öğretiminde
izlenecek yolu belirleyici özelliklerdir.
2.
Sözcük Öğretiminde Dikkat Edilmesi Gereken İlkeler
a.
MEB İlköğretim Okulu Türkçe Programında, öğrencilere kazandırılacak
davranışlara bakıldığında, sözlükten yararlanma becerisinin kazandırılmasına
ikinci sınıfta yer verildiği görülmektedir. Bundan dolayı, birinci sınıf
öğrencilerine sözcük öğretirken öğrencilerin sözlük kullanmaları
beklenmemelidir.
b.
Öğretmen, öğrencilere hangi sözcüklerin öğretileceğine
onlarla beraber karar vermelidir. Bu iki bakımdan oldukça önemlidir.
Birincisi, öğrencilerin hangi sözcükleri bilmediklerini belirlemenin
en kestirme yolu, bunu onlara sormaktır. İkincisi, öğrenciler derste
yapacakları her türlü etkinliğin merkezinde kendilerinin olduklarını
sezeceklerdir. Öğrencilerin bunu hissetmeleri, onların güdülenmeleri
bakımından önemlidir.
Burada
öğretmenlerin özellikle dikkat etmeleri gereken bir nokta vardır. “
Okuduğunuz metinde bilmediğiniz sözcükler var mı ? “ sorusunu soran
öğretmen, tahmininden daha fazla sözcükle karşılaşabilir. Sınıftaki
öğrencilerin her söyledikleri sözcük öğretilmeye girişilirse, bütün
bir ders sözcük öğretimi etkinlikleriyle geçer. Bu, öğrencilerin sıkılarak
dikkatlerinin dağılmasına yol açabilir. Üstelik ilk üç sınıf düzeyindeki
öğrencilerin, bir derste bir-iki sözcükten fazlasını öğrenmelerini
beklemek de doğru değildir.
Öğrencilerin
söyledikleri bazı sözcükler, daha önceki derslerde öğrenilmiş
olabilir. Bu durumda öğretmen, “ Bunu daha önceki derslerimizde öğrenmemiş
miydik ? Bunun anlamını kim hatırlıyor ? “ sorusunu sınıfa sorar.
İstekli öğrencilerden birkaçına sözcüğün anlamını söyletir.
Daha sonra, sözcüğün anlamını bilmediğini söyleyen öğrenciye söyletir.
Böylece, tekrar yaptırarak, hatırlamalarını sağlamış olur.
Bazı
öğrenciler yalnızca söz almış olmak için, fazla düşünmeden seçtikleri
sözcükleri söyleyebilirler. Öğretmen bu sözcüklerin anlamının
bilindiğinden eminse, “ Bu sözcük çok kolay. Anlamını bilen var mı
? “ sorusunu sınıfa sorar. İstekli öğrencilerden birkaçına sözcüğün
anlamını söyletir. Daha sonra, sözcüğün anlamını bilmediğini söyleyen
öğrenciye tekrarlatır. Öğretmenin bu kararlılığı, öğrencileri
hangi sözcükler üzerinde durulacağı konusunda bilgilendirir.
1.
Sözcüklerin anlamının öğretimininde, sözcüğün temsil ettiği
kavramın tanımlanmasında temel olan özelliklerin ortaya konması;
kavrama örnek olan ve olmayanların sunulması; öğrencilere, verdikleri
örneklerin doğru ya da yanlış olduğu konusunda bilgi verilmesi; öğretilen
sözcüklerin belirli aralıklarla kullandırılarak tekrar ettirilmesi önemli
ilkelerdir.
2.
Öğretilecek sözcüğün temsil ettiği kavram somut ise, kavramın
kendisi sınıfa getirilmelidir. Eğer bu mümkün değilse, resmi ya da
modeli sınıfa getirilip öğrencilere gösterilmelidir. Kavramın temel
özellikleri kendi, resmi vb. üzerinde gösterilerek sunulmalıdır. Öğrencilerin
kavramla adı arasında bağ kurabilmeleri sağlanmalıdır.
Öğretilecek
sözcüğün temsil ettiği kavram soyut ise, kavramın temel özellikleri
açık olarak tanımlanmalıdır. Sözel olarak tanımlanan bu özellikler,
dramatizasyon tekniğinden faydalanılarak, daha anlamlı hale
getirilebilir. Kavramın özelliklerini, sergilenen bir durum içinde gören
öğrencilerin, kavram ve adı arsında bir bağ kurmaları da sağlanmış
olur.
3.
Sözcük öğretiminin bir boyutu da, sözcüğün temsil ettiği
kavramın –varsa- örneklerinin sunulmasıdır. Meyve, çiçek, hayvan
vb. örnekleri olan kavramlardır. Öğrencilere çiçek sözcüğünün
ifade ettiği anlam öğretilirken, gülün, karanfilin ve papatyanın
birer çiçek olduğu, elmanın, çamın çiçek olmadığı da öğretilmelidir.
Böylece öğrenciler, gül, karanfil ve papatyanın çiçeğin örnekleri
olduğunu öğreneceklerdir. İlk başlarda öğrenciler, örnek
olanları ya da olamayanları değerlendirirlerken, çiçeğin yani kavramın
belirleyici özelliklerini kullanmayabilirler. Bu öğrenme sezgisel düzeyinde
olabilir; bu, sınıflamanın başlangıç düzeyidir. Öğrenciler
zamanla kavramın belirleyici özelliklerini kullanarak, örnek olanları
ya da olamayanları değerlendirmeyi öğreneceklerdir. Bu, sınıflamanın
ileri düzeyidir.
4.
Öğrencilerin, öğrendikleri sözcüğü kullanarak cümle
kurmaları istenir. Bazı öğrenciler, ilk söyleyen arkadaşlarının
etkisinde kalarak, tamamen benzer cümleler söyleyebilirler.
Örnek:
Bu sabah, saksıda yeni bir filiz gördüm. (İlk söylenen cümle )
Dün sabah, saksıda yeni bir
filiz gördüm. ( İlk cümleden etkilenerek söylenen cümle )
Böyle
durumlarda, öğretmenin öğrencileri farklı cümleler kurmaları
konusunda yönlendirmesi, biraz daha düşünürlerse bunu yapabilecekleri
konusunda cesaretlendirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, öğrenciler bu
sözcüğü yalnızca o cümle kalıbına bağlı bir sözcük olarak algılayabilirler.
5.
Öğrencilerin sözcük dağarcıklarına yeni sözcükler kazandırmak
için, sıklıkla izlenen yollardan biri sunuş yoluyla öğretme
stratejisidir. Bu yanlış değildir. Sözcüğün anlamının dolaysın
olarak öğrenilmesini sağlayan bir yoldur. Zaman kaybettirmez. Bunun için
şu yol izlenebilir; Öğrencilere sözcüğün anlamı, temsil ettiği
kavramın belirgin özellikleri sunulur. Bunun için Bunun için sözel
bilgi yanında mümkünse görsel bilgi de kullanılır. Varsa, örnek
olanları ve olmayanları da sunulur. Öğrencilerin bu bilgiyi hatırlama
düzeyinde ya da soyut düzeyde kullanıp kullanmadıkları kontrol
edilir.
Sözcük
öğretiminde izlenebilecek yollardan biri de buluş yoluyla öğretme
stratejisidir. Bunu için şu yol izlenebilir; Sözcüğün anlamı doğrudan
verilmez. Öğrencilere, sözcüğün temsil ettiği kavramın kendisi ya
da resmi, varsa örnek olanları ve olmayanları sunulur. Öğrenciler
bunları incelemek; bunlar üzerinde düşünmek için yönlendirilirler.
Bu süreç sonunda öğrencilerin kavramın belirgin özelliklerini
bulmaları ve tanımı kestirmeleri sağlanır.
6.
Günlük yaşamda anlamını bilmediğimiz ya da birden fazla anlam
ifade eden sözcüklerle karşılaşabiliriz. Bunların ne anlama geldiğini
sözlüğe baş vurmadan ya da birilerine sormadan çıkarabilmemiz
gerekebilir. Bu beceriyi göz ardı etmemek gerekir. Öğrencilere, ilk
kez karşılaştıkları sözcüğü, bağlı bulunduğu kapsam içinde
ilişkilendirerek anlamlandırabilme becerisini de kazandırmak
gerekmektedir. MEB İlköğretim Okulu Türkçe Programında, bu becerinin
kazandırılmasına dördüncü sınıftan itibaren yer verildiği görülmektedir.
Bunun için buluş yoluyla öğrenme stratejisi izlenebilir.
7.
Sözcük dağarcığını geliştirmenin önemli bir yolu da öğrencilere
düzenli okuma ve dinleme alışkanlığı kazandırmaktır. Okuma ve dinleme,
yeni sözcükler öğrenmeyi ve öğrenilen sözcüklerin
kalıcılığını sağlayan önemli fırsatlardır. Öğrencilere sunulacak konuşma
ve yazma ortamları da öğrenilen sözcüklerin tekrar edilmesini sağlayan
önemli fırsatlardır.
2.1.
Sözcük Öğretimi
Aşağıda,
sözcüklerin farklı yollarla öğretimine ilişkin örnekler sunulmuştur.
Sınıf
: 1
Metin
: “ Saksım “ başlıklı metin; MEB İlkokul
Türkçe Ders Kitabı, s: 56, 1992
SAKSIM
Önce
toprak doldurdum,
Sonra
attım bir tohum.
Bir
küçük filiz verdi,
Gün
geçtikçe yeşerdi.
Öğrenmiştim
huyunu,
Verdim
her gün suyunu
Bir
küçük fidan oldu,
Üstü
çiçekle doldu.
Hepsi
alev alev kırmızı,
Süslüyor
odamızı.
G.Naşit Arı
( Çocuklara Şiirler adlı
kitaptan )
Anlamı
Öğretilecek sözcük :
Filiz
( Somut bir kavramı tek başına ifade eden bir sözcük)
Öğretim
Strateji, Yöntem ve Teknikleri :
Sunuş Yolu Stratejisi; Düz Anlatın Yöntemi, Soru-Cevap Tekniği
Araç
ve Gereçler: Yazı tahtası, tahta kalemi;
filizlenmiş saksı bitkileri, filizlenmiş bitki resimleri
Hedef
1: Sözcüklerin anlam bilgisi
Davranışlar
:
1)
Verilen sözcüğin anlamını söyleme/yazma
2)
Verilen sözcüğü kullandığı bir cümle söyleme/yazma
İşleniş:Öğrencilerden,
okudukları metindeki bilmedikleri sözcükleri söylemeleri istenir. Söylenen
sözcükler sırayla tahtaya yazılır.
filiz
Tahtada
yazılı “filiz” sözcüğü gösterilip, son hecesi vurgulanarak
birkaç kez okunur. Öğrencilerden okumaları istenir. Önce tüm sınıfa,
sonra gruplara, en sonunda da teker teker okutulur. Öğrencilerden, metin
içinde “filiz” sözcüğünün geçtiği cümleyi bulmaları istenir.
Cümle tahtaya yazılır.
“
Bir küçük filiz verdi.”
Cümle
üç-beş öğrenciye okutulur.
Öğretmen
sözcüğün anlamını söyler: “ Bitkilerin yeni çıkan dallarına,
yapraklarına filiz denir.”
Bi
rinci
sınıf düzeyindeki öğrenciler için, bu açıklama yeterli olamayacaktır.
Unutmamak gerekir ki, birinci sınıf öğrencileri somut işlemler
dönemindedirler. Bilgi, onların beş duyu organlarına ulaştığı oranda
anlamlı ve kalıcıdır. Sözel olarak sunulan bu tanımın, görsel olarak
desteklenmesi de gerekmektedir. Bunun için, öğretmenin ya gerçek bir bitki üzerinde ya
da resim üzerinde filizi göstermesi gerekmektedir. Öğretmen, sözcüğün
anlamını bir kere daha, gerçeği ya da resmi üzerinde anlatmalı; öğrenciler
de filizi incelemelidirler.
Burada
dikkat edilmesi gereken bir diğer özellik daha vardır. Öğretmen, sözcüğün
ifade ettiği kavramın kendisini gösterdikten sonra, örnek olmayanı da
göstermelidir. Bunun için, bir saksı bitkisinin yeni çıkmış dalları
ile, olgun dallarını öğrencilere inceletebilir. Öğrencilere, bu
farklı durumdaki dalları karşılaştırmalarını sağlayarak, filiz
olanı ve olmayanı tanıtabilir.
Öğrencilere,
sözcüğün anlamını anlayıp anlamadıkları sorulur. Bunu kontrol
etmek için, önceden sınıfa getirilen farklı bitkiler üzerinde filizi
göstermeleri istenebileceği gibi; defterlerine bunun resmini çizmeleri
de istenebilir.
Öğrencilere
sözcüğün anlamı tekrarlatılır. Tahtadaki “filiz” sözcüğünün
yanına anlamı yazdırılır. Bu, defterlerine de yazdırılır.
Öğrencilerden
“filiz” sözcüğünü kullanarak birer cümle yazmaları istenir. Öğrencilerin
defterlerine bakılarak, sözcüğü doğru yazıp yazmadıkları kontrol
edilir. Yanlış yazanların, tahtaya bakarak doğru yazmaları sağlanır.
Yazdıkları
cümleler okutulur. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da, öğrencilerin
kurdukları cümlelerin, sözcüğün anlamıyla örtüşüp örtüşmediğidir.
Bu, sözcüğün ifade ettiği anlamın öğrencilerin zihinlerinde yanlış
oluşmasını önlemek için önemlidir. Uygun cümleleri söyleyen öğrencilere
pekiştireç verilir. Hep birlikte seç,ilen bir cümle, sahibi tarafından
tahtaya yazdırılır. Bu cümleyi tüm öğrencilerin defterlerine
yazmaları istenir.
Tahtada
yazılı olan, “filiz” sözcüğünün geçtiği cümle tekrar
okutulur. Öğrencilere bu cümleden ne anladıkları sorulur. Böylece, sözcüğü
cümlenin bütünlüğü içinde anlamlandırmaları
da sağlanır.
En
sonunda öğretmen, “filiz” sözcüğünün anlamını bir kez daha
tekrar eder. Diğer sözcüğün ya da sözcüklerin öğretimine devam
edilir.
2.1.2
Örnek 2
Sınıf
: 1
Metin
: “Saksım” başlıklı metin; MEB Türkçe
Ders Kitabı 1,s;56, 1992
Anlamı
Öğretilecek Sözcük : Huy ( Soyut bir kavramı
tek başına ifade eden sözcük )
Öğretim
Stratejisi, Yöntem ve Teknikleri :
Yapılandırılmış Buluş Yolu Stratejisi: Tümevarım Yöntemi;
Soru-Cevap Tekniği
Araç
ve Gereçler : Yazı tahtası, tahta kalemi
Hedef
1 : Sözcüklerin anlamını metnin bütününden
kestirebilme
Davranışlar
:
1)
Verilen sözcüğün anlamını söyleme/yazma
2)
Verilen bir sözcüğü kullandığı bir cümle söyleme/yazma
İşleniş
: İşleniş:Öğrencilerden,
okudukları metindeki bilmedikleri sözcükleri söylemeleri istenir. Söylenen
sözcükler sırayla tahtaya yazılır.
filiz
Tahtada
yazılı “huy” sözcüğü gösterilip, birkaç kez okunur. Öğrencilerden
okumaları istenir. Önce tüm sınıfa, sonra gruplara, en sonunda da
teker teker okutulur. Öğrencilerden, metin içinde “huy” sözcüğünün
geçtiği cümleyi bulmaları istenir. Cümle tahtaya yazılır.
“
Öğrenmiştim huyunu.”
Cümle
üç-beş öğrenciye okutulur.
“
Huy “ sözcüğünün anlamını, sizlere ben söylemeyeceğim. Bugün, anlamını
bilmediğiniz bu sözcüğün ne anlama geldiğini, düşünerek bulmanızı
isteyeceğim. Bunu kimler bulabilir?.. Hepinizin başarabileceğini
düşünüyorum. Bunun için size yardım da edeceğim.” Böyle bir giriş,
öğrencilerin meraklanmalarını; etkinlik boyunca, cevabı buluncaya kadar
güdülenmişlik düzeylerini korumalarını ve cesaretlenmelerini sağlayabilir.
Öğrencilerden
“huy” sözcüğünün ne anlama geldiğini tahmin etmeleri istenir. Öğrenciler
nasıl düşünmeleri konusunda ipuçlarıyla yönlendirilir. Bunun için
şu sorular sorulabilir:
“
Filizin huyu neymiş ?”
“Filizin
huyunu öğrendikten sonra ne yapmış ? Hemen altındaki cümleyi okursanız
bunu anlarsınız.”
“Öğrenmiştim
huyunu,
Verdim
her gün suyunu.”
“
Filizin huyunu öğrendikten sonra, ona su vermiş. Şimdi söyleyin
filizin huyu neymiş?”
“filizi
yalnız bir gün mü sulamış?”
“Filizi
her gün sulamazsa ne olur?”
“Demek
ki filizin böyle bir özelliği varmış: her gün sulanmaya alışmış.
Onu her gün sulamak gerekiyormuş.”
“Filizin
alışkanlığı neymiş?”
“Filizin
huyu neymiş?”
“Huy
sözcüğünün anlamını söyleyebilir misiniz?
Öğretmen
sözcüğün anlamını çocukların anlayabileceği bir şekilde özetler.
Bunu tahtaya yazar.
Huy:
alışkanlığı dönüşmüş özellik.
Öğrencilere
tekrarlatır ve defterlerine yazmalarını ister.
Öğretmen
“huy” kavramının örnek olanı ve olmayanını söyler. Bunun için
kendi huylarından birini örnek olarak verir.
Bununla
ilgili cümleyi tahtaya yazar. Öğrencilerden de kendi huylarına örnek
vermelerini ister.
Uyanmayı
düşündüğüm saatten önce uyandırılırsam, çok sinirlenirim. Benim
huyum bu.
3.
Sözlük ve Yazım Kılavuzunu Kullanma Öğretimi
MEB
İlköğretim Okulu Türkçe Programında, öğrencilere kazandırılacak
davranışlara bakıldığında, ikinci sınıftan itibaren sözlükten, dördüncü
sınıftan itibaren de yazım kılavuzundan yararlanma becerisinin kazandırılmasına
yer verildiği görülmektedir.
(İlköğretim müfettişlerine 2000 yılında
Isparta'da verilen seminerden)
>>> Anasayfaya Dön