>>> Anasayfaya Dön
YÖNETİMDE
KARAR VERME VE PROBLEM ÇÖZME
1-YÖNETİMDE
KARAR TÜRLERİ
2-YÖNETİMDE
İYİ BİR KARARIN NİTELİĞİ
3-BİR
PROBLEMİN ORTAYA KONULUŞU
4-PROBLEM
ÇÖZME METODU VE GRUP ÇALIŞMASI
5-PROBLEM
ÇÖZMEDE VERİMLİ TOPLANTININ VE GRUP ÇALIŞMASININ ÖNEMİ
6-ALTERNATİF
ÇÖZÜMLER ÜRETME
7-YÖNETİMDE
GÖREV PAYLAŞIMI VE YETKİ KULLANIMI
1-
YÖNETİMDE
KARAR TÜRLERİ
Yönetim
biliminde, yönetici, kısaca “KARAR VEREN KİŞİ” olarak da
tarif edilir. Çünkü, yönetim hayatı, sürekli olarak karar
vermekten ibarettir. Yöneticinin varlığının nedeni de bu gerçektir.
Yönetimde
genel olarak, üst düzeyde ilke kararları, stratejik ve politik
kararlar verilir; orta kademelerde daha çok taktik kararlar alt
kademelerde çoğunlukla teknik ve rutin kararlar verilir. Diğer
bir deyimle, üst kademelerde daha çok planlamaya yönelik, orta
ve alt kademelerde ise uygulamaya yönelik kararlar verilir.
Yöneticiler
her zaman karar vermek zorunda olan kişilerdir. Çünkü karar
verme yöneticilerin temel işlevidir. Bu nedenle, yönetimde sıhhatli
ve isabetli karar verebilmek için, öncelikle yöneticilerin
karar verme gücüne ve maharetine sahip olması gereklidir.
Yönetimde
karar vermek her zaman kolay değildir. Özellikle çağımızda yönetimi
etkileyen dış unsurlar, baskılar ve sınırlamalar vardır. Yönetici,
karar verirken, bu sınırlamaları baştan iyi hesap etmek ve düşünmek
zorundadır. Aksi halde, yönetici yanlış karar vermek veya
kararlarında hata etmek durumunda kalır. Bu nedenle, yönetimde
baskı unsurları, çıkar grupları daima sıhhatli ve isabetli
olarak rasyonel karar vermeyi engelleyebilir. Onun için, bazen
acele ve cesur karar vermek, zararlı ve pahalıya mal olabilir.
Bu yüzden, karar verirken daima zorunlu sınırlamaları dikkate
almak gereklidir. Bu sebeple, yanlış karar vermektense hiç
karar vermemek daha iyidir denebilir. Çünkü, karar vermemek de
bir nevi karar vermektir. Ancak bunu bilinçli olarak yapmak
gereklidir. Diğer bir yöntem de, yanlış karar vermektense,
karar vermeyi ertelemektir. Nitekim eski bir sözde şöyle
denmektedir: “Karar veremediğin zaman, çözümü zamana bırak.
Zaman en iyi çaredir. Zaman her şeyi halleder. Çünkü, zaman içinde
belki deve ölür, belki deveci ölür, belki de hacı ölür.”
Ancak, gerektiğinde karar vermemek de, yönetimde ve yöneticilikte
en büyük zaaftır ve zaman kaybıdır. Oysa, insan çabuk ve süratli
karar verdiğinde bile, onu düzeltmek için zaman kazanmış
olur. Çünkü, yönetici gerektiğinde karar vermek zorundadır.
Karar vermek zorunluluğundan kaçınmak doğru değildir. Belki
uygulamayı bir süre ertelemek veya deneme mahiyetinde bir ön
karar vermek doğru olabilir.
Aslında,
yönetim hayatında veya iş hayatında, alınan bütün başarılar
ya da başarısızlıklar, hep verilen kararlara dayanan sonuçlardır.
Özellikle iş hayatında, insan birçok yol ayrımıyla karşılaşır.
Her yol ayrımında da karar vermek durumundadır. Ancak, yol ayrımına
gelmeden karar vermek de insanı yanlış yola götürür. Bu
nedenledir ki, vaktinden önce karar verirseniz, önünüze çıkan
fırsatlar yakalama imkanını kaybetmiş olursunuz. Vaktinden
sonra karar vermenin ise hiçbir yararı yoktur. Sadece size bir
ders olur.
Karar
verme konusunda insanlar genellikle iki tiptir: Çekingenler ve
aceleciler. Yani, bir türlü karar vermeyenler ile karar vermekte
acele edenler. Çabuk karar verenler kendilerini becerikli, karar
vermeyenler ise kendilerini dikkatli ve temkinli zannederler. Aslında,
acele karar verenler acemilerdir; karar vermeyenler de genellikle
hata yapmaktan korkanlar ve sorumluluktan kaçanlardır. Oysa her
kararda bir risk vardır. Her karar bir fedakârlıktır. Risksiz
karar olmaz. Çünkü, her karar size bir şeylere mal olmaktadır.
Zira bir karar, birçok seçenekten birini seçmek ve diğer seçenek
(alternatif)lerden vazgeçmek demektir. Bir şeyi yapmaya karar
vermek, onun dışında hiçbir şey yapmamaya karar vermek
demektir. Bu nedenle, kendine güveni ve cesareti olmayan kişiler
kolay ve çabuk karar veremezler. Acele karar vermekte insanı
daima yanıltır. Çünkü acele karar vermek, acemiliktir.
Nitekim, ünlü Devlet adamı Selçuklu Veziri Nizamülmülk de,
“Acele karar, kudretli kişilerin değil, zayıf kişilerin işidir.
Zira cahil kişi cesur olur. Acele karar verdikten sonra pişmanlık
duymanın faydası yoktur. Acemilik düşüncesizliktir” demiştir.
Ancak, unutmamak gerekir ki, ani olaylarda ve zorunlu durumlarda
da yönetici süratli ve isabetli karar vermek zorundadır. Yöneticinin
varlığının sebebi de budur.
(Sayfa
Başına Dön)
2-
YÖNETİMDE İYİ
BİR KARARIN NİTELİĞİ
Yönetimde
etkili ve verimli karar verebilmek için, her yöneticinin dikkat
etmesi ve tatbik etmesi gereken bazı önemli taktikler ve
teknikler vardır:
1.
Karar vermenin en büyük zorluğu elinizde yeterli bilgi ve veri
bulunmamasıdır. Elinizde veriler ne kadar çoksa durum o kadar
lehinizedir. Elinizde veri yoksa karar veremezsiniz. Sadece karanlıkta
atış yapabilirsiniz. Bu durumda, ancak ön sezilerinize ve
tahminlerinize, mevcut bilgilerinize ve tecrübelerinize dayanarak
bir karar verebilirsiniz.
2.
Karar verirken daima mantıklı ve tutarlı olun. Ancak, mantıklı
karar verebilmek için önce mantıklı düşünmek gerekir.
3.
Doğru karar vermek için, amacınızı ve nereye varmak istediğinizi
belirleyiniz.
4.
Kararlarınızı en uygun zamanda verin. Vaktinden önce karar
verirseniz, önünüze çıkan fırsatları yakalama imkanını
kaybetmiş olursunuz. Geç karar verirseniz iş işten geçmiş
olur ve çok şeyi de kaybetmiş olursunuz. Atı içeri almadan ahırın
kapısını kapamak kararı ne kadar zamansızsa, at kaçtıktan
sonra kapamakta aynı derece yanlıştır.
5.
Kararlarınız daima çözüme yönelik olsun. İşi bitirecek yöntemi
seçin. Bu yöntem kolay olmalıdır. Seçenekler sıralamasında
kolay olanlar en başta gelmelidir. Kararlarınız size sorun
yaratmamalıdır.
6.
Kararlarınızı fırsatlardan yararlanarak veriniz. Fırsatları
değerlendirin. Zira en zor ele geçen şey fırsattır. İki kez
ele geçmesi bir yana, kapınızı hiç çalmadığı bile olur.
Oysa, şanssızlık insanı hep hazırlıksız olduğu zaman da
yakalar. Bu yüzden, fırsatlara ve şanssızlıklara karşı uyanık
olun.
7.
Ne yapacağınıza bir kere karar verdikten sonra, amacınıza ulaşmak
için tüm gücünüzü ortaya koyun. Hiçbir şey sizi kararınızdan
( yolunuzdan ) alıkoymasın.
8.
En kötü karar, vermiş olduğunuz karardan dönmektir. Bunu önlemenin
en iyi yolu, gereğinden önce ve yeterince incelemeden acele
karar vermemektir. Unutmayın ki, tarihteki bütün liderlerin
ortak vasfı, kaybetmiş olsalar da, verdikleri kararlardan dönmemiş
olmalarıdır.
İyi
bir yönetici, hiçbir zaman kararından dönmemeli; astlarına
“kararlı” olmakla güven vermeli ve kararlarını önce
kendisi tatbik etmeli ve ettirmelidir. Çünkü karar, yönetimde
bir otorite kaynağıdır.
9.
Eğer tek yolu seçme dışında hiçbir ihtimalin kalmadığı
bir karar verme noktasına geldiyseniz, %50 kaybettiniz demektir.
Bu durumda en iyi çözüm, deneme mahiyetinde karar vermek veya
uygulamayı tehir etmek ya da hiç karar vermemektir.
10.
Büyük bir kararla karşı karşıya kaldığınız zaman, bunu küçük
kararlara bölmek suretiyle uygulayabilirsiniz. Hatta bunların
bir kısmını da erteleyebilirsiniz.
11.
Kendinizle ve kendi işinizle ilgili olarak daima siz karar verin.
Başkasının verdiği kararı uygulamaktan çok, kendi verdiğiniz
kararı uygulamak daha verimli olur ve iyi sonuç verir. Ayrıca,
bu hem kolay olur hem daha çok tatmin eder.
Şunu
aklınızdan hiç çıkarmayın, kendi vermeniz gereken kararları
kendiniz vermezseniz, bu işi sizin yerine başkası yapar: Ya
astlarınız, ya üstleriniz.
Yönetimde
en değerli kişiler kararlarını kendilerinden emin olarak,
kolay ve çabuk verebilenlerdir.
12.
Çağdaş yönetimde karar verme sistemi, demokratiktir. Yönetimde,
her kademede karara katılma çağdaş yönetimin temel ilkesidir.
Zira katılmalı yöntemle alınan kararlarda hem hata payı az
olur; hem sorumluluk paylaşılmış olur ve hem de uygulama kolay
ve sağlam olur. Böylece, yönetimde çalışanlar (astlar) da
daha mutlu ve hoşnut olur.
Özellikle
zor bir karar anında ve önemli kararlarda katılmalı yöntemle
karar almayı uygulayın Böylece hatayı azaltmış ve olumsuz
sonuçları paylaşmış olursunuz. Ayrıca zor ve önemli
kararlarda üstlerinize danışmayı ve hatta üstlerinizin kararını
veya onayını almayı da unutmayın. Böylece, kişisel
sorumluluktan ve hatta cezalandırılmaktan kurtulmuş olursunuz.
Sonuç
olarak, zamansız ve gereksiz karar vermeyin; erken ve acele karar
vermeyin; ama âcil ve zorunlu durumlarda da geç karar vermeyin.
İlke olarak, katılmalı karar verin.
(Sayfa
Başına Dön)
3-
BİR PROBLEMİN
ORTAYA KONULUŞU
Çağdaş
yönetimde yönetici, aynı zamanda, “Sorun Çözen Kişi “
olarak da tanımlanır. Bu açıdan yönetim, sorun çözümleyebilme
sanatıdır, denebilir.
Yönetimde,
yöneticinin varlığının nedeni sorun çözmek (problem
halletmek) tir. Çünkü, yöneticiye sürekli olarak sorun
(problem) getirilir ve bu sorunları çözmesi istenir. Yöneticinin
yönetimdeki başarısı da, sorun çözmedeki başarısı ve
becerisine göre değerlendirilir. Zira, bir kişinin bilgisini ve
yeteneğini ortaya koyan başarı kıstası, sorun çözme ve
yeteneği ve becerisidir.
Çözülmesi
imkânsız gibi görünen sorunlar, günlük işleri altüst
etmemelidir. Sorunlar, günlük işlerin ta kendisidir. Yöneticinin
görevi de, çözülebilir sorunlarla çözülmesi imkansız
sorunları ayırt etmektir. Aslında yönetici olarak, çözülmesi
imkânsız sorunlarınız yoksa, başarılacak bir şeyiniz yok
demektir. Çünkü yönetimde başarı sorun çözmektir.
Unutmayın
ki, yönetici sorun yaratan kişi değil, sorun çözen kişidir.
Kendisi sorun olan bir yönetici ise hiç yönetici değildir. Bu
nedenle yönetimde sorun olmaktan, sorun çıkarmaktan ve özellikle
insan sorunu yaratmaktan uzak durun. Çünkü sorun olan insanlar
yönetimde mutlaka başarısız olurlar ve yöneticilikten alınırlar.
Ast
olarak, sürekli sorun yaratmak ve üste (yöneticiye) sorun çıkarmak
iyi değildir. Sorun yaratan astlar, yöneticiye de sorun olurlar.
Devamlı üstlerine sorun götüren astlar, sonunda “problem kişi”
sayılırlar ve yönetici tarafından pek tutulmazlar.
Elbette
ast olarak, zaman zaman bir sorunu yöneticinizle konuşmak
gerekecektir. bu sorun, son derece karmaşık, teşkilatınızı
sarsabilecek ya da yöneticinizi yakından ilgilendiren bir şey
olmalıdır. Yöneticinizden yardım istemeyi daima önemli
sorunlara saklayın. Sorunları, yöneticinizin yardımı olmaksızın
önlemek veya çözmek, önce sizin görevinizdir. Çözdüğünüz
sorunun sonucu yöneticinize de sunun ki, sizi kendi kendini sorun
çözen bir kişi olarak bilsin.
Unutmayın
ki, yöneticinizin de işi vardır. Hem de sizin gibi bir çok astı
yönetiyordur. Onun için, işinizde karşınıza çıkan sorunları
önlemek ve çözmek için istekle sorumluluk almalısınız.
Sizin de varlığınızın nedeni budur. Sorumluluğu başkasına
atmaya kalkışmamalısınız.
Sorunları
ve yanlışları tanımak çok kolaydır. Ama sorunu çözme ve
yanlışı düzeltme bir sorumluluk konusudur. Onun için, üstlerinize
sorun götürdüğünüz zaman, mutlaka çözüm önerilerinizle
birlikte götürün ve sorunlara yaratıcı ve yapıcı çözümler
bulabilen yetenekli bir ast olarak görünün.
(Sayfa
Başına Dön)
4-
PROBLEM ÇÖZME
METODU VE GRUP ÇALIŞMASI
Yönetimde
sorun çözme sürecinin sekiz önemli aşaması vardır. Bunlar:
Sorun tanımlama, bilgi toplama, varsayımları belirleme, seçenekler
geliştirme çözüm yollarını tahlil etme, uygun çözüm
yolunu seçme, seçilen çözümü uygulama ve izleyip değerlendirmedir.
Her
sorunda bu adımların hepsi uygulanmayabilir. Ama her birinin
iyice bilinmesi zorunludur.
1.Sorunu
Tanımlama: Bir sorunun varlığını, belirtilerini görerek
anlarsınız. Ama bu belirtiler sorunun kendisi değildir.
Belirtileri gidererek bir sorunu çözemezsiniz; sadece bir süre
hafifletirsiniz.
Her
sorunun temelinde nedenler vardır. Bunun en güzel örneği
“Sivrisineği öldürmek yerine, bataklığı kurutmak” özdeyişidir.
Sivrisinek sadece sorunun belirtisidir. Belirtiyi gidermek sorunu
çözmeye yetmez. Sorunun köküne inmenin en iyi yollarından
biri “neden“ sorusunu sormaktır. Yüzeydeki belirtilerin altına
inin. “Bilmiyorum” demeyin. Sorunun nedenini ortaya çıkarın
ve sorunu tanımlayın. Örneğin, bir memurun işe sürekli geç
gelmesi bir sorununun varlığını gösterir. Belki işten, belki
ücretten, belki âmirden, belki aileden vb. sebepten ileri
gelebilir. Ona “vaktinde gel” demek çözüm değildir. Çözüm,
sorunun nedenini bilmektir. zaten gerçek problemi bilmek onu çözmek
demektir.
2.Bilgi
Toplama: Sorun çözmede en önemli adım, gerekli bilgileri
toplamaktır. Zira bir sorunu asla anlamadan asla çözemezsiniz.
Bilgi
toplarken dedikodulardan çok gerçekleri araştırın. İnsanlar
size sorunları anlatırken, içinde bulundukları duygusal
durumları saptayın; örnekleri inceleyin; daha önce benzer
sorunla karşılaştınız mı? Çözümünüz ne oldu? Ancak, her
sorunu bir önceki gibi çözmeye kalkışmayınız. Sadece
dikkate alın. Hatta, diğer yöneticiler aynı sorunları nasıl
çözmüşler, araştırın ve onların çözümlerinden yararlanın.
Gerektiğinde konunun uzmanlarına danışın veya yazılı
kaynaklara (kitaplara) başvurun. Böylece sorunu detaylı biçimde
tanımlamış ve ayrıntılı bilgi toplamış olursunuz.
3.Mantıklı
Varsayımlar Yapma: Sorunla ilgili tüm bilgileri derleyemediğinizde
mantıklı varsayımlar yaparak sorunu çözmek zorunda
kalabilirsiniz. Zira bilmediğiniz konularda mantıklı varsayımlar
yapmak da sorun çözmede bir adımdır.
4.Çözüm
Seçenekleri Geliştirme: Bir sorunu çözmek için, ya yapabileceğiniz
hiçbir şey yoktur; ya da yapabileceğiniz birçok şey vardır.
Sadece, bir sorunun bir TEK çözüm yolu yoktur, birçok
alternatifi vardır. Önemli olan, içinden en uygun olan çözüm
yolunu seçmektir.
Sorunu
çözmek için önce alternatifler geliştirmelisiniz. Önünüzde
seçim için ne kadar çok alternatifler varsa, o kadar doğru
karar verirsiniz. Ama, önünüzde bir tek çözüm önerisi
varsa, seçme ve karar verme hakkınız yok demektir . Eğer
astlarınız, size gelip “bunun tek çözüm yolu (çaresiz)
budur . Başka çözüm yolu ve çaresi yoktur “ diyorlarsa,
bilin ki, size kötülük ediyorlar ve tuzak hazırlıyorlardır;veya
oldukça bilgisiz ve yeteneksiz kişilerdir . Çünkü, sosyal
bilimlerde ve yönetimde çareler (alternatifler) sonsuzdur. Ölümden
başka her şeyin çaresi vardır . Onun için, sorunlar karşısında,
alternatifler olmadığında, en uygun karar verme yöntemi hiç
karar vermemektedir. Yani sorunu ve çözüm yolunu (kararı)
ertelemektir . Çünkü, karar vermemek de bir tür karar vermek;
bir şey yapmamak da bir şey yapmak demektir . Böylece sorunu görmezden
gelmiş ve kararı (çözümü) ertelemiş olursunuz .
5.Her
Çözüm Yolunu Tahlil Etme: Bu aşamada, geliştirilen her çözüm
yolunun (seçeneğin) yapılabilirliğini tahlil etmek ; bir çözümün
sakıncalarını ve yararlarını analiz etmek gerekir . Çünkü
her çözümün bir maliyeti vardır . Hiç bir şey bedava değildir
. Zaman ve çaba bile bir bedeldir . Bir çözümün belki parasal
maliyeti küçük olabilir, ama psikolojik maliyeti büyük
olabilir ve daha büyük sorunlar yaratabilir . Sorununun çözüm
seçeneklerini değerlendirirken mümkün olduğu kadar çok
etkeni dikkate almak ve en iyi çözüm seçeneğini bulmak
zorundasınız . Bunun için, değişik çözüm yollarından en
uygun olanını saptamak için deneme yapmak da yerinde olur .
6.Bir
Çözüm Yolu Seçme: Artık en iyi çözümü seçmek kolay olmalıdır.
Seçtiğiniz alternatif, sorununun en iyi çözüm yolu olmalıdır.
Seçtiğiniz çözümün, sorunu giderici ve önleyici olup olmadığına
dikkat etmelisiniz . Bu açıdan, karma bir çözüm yolu da
bulabilirsiniz . Ama, Bir tek çözüm yolu seçmek zorundasınız
.
7.Seçilen
Çözümü uygulayın: En iyi çözüm bile eğer kağıt üzerinde
kalıyor ve uygulanmıyorsa, hiç bir değeri yoktur . Çözümün
gerçekleşmesi için eylem (uygulama) gerekir. Bu amaçla
uygulama süresi ve yönetimi saptanmalı, sorumluluklar dağıtılmalı
; kim, neyi, nasıl ve ne zaman yapacak açıkça ortaya konmalıdır
.
8.İzleme
ve Değerlendirme: Uygulamaya konan her şey izlenmeli ve değerlendirilmeli;
gerekirse düzeltici önlemler alınmalı ve yeniden uygulamaya
konmalıdır .
Sonuç
olarak yönetim, problemsiz olmaz ;yönetici problemsiz kalmaz . Yöneticinin
varlığının nedeni problem çözmek ve karar vermektir . Ama
iyi yöneticiler, daha problem doğmadan ve kriz oluşmadan önlem
alırlar . Böylece sorunları kolay atlatırlar ve sorun çözmeden
başarılı olurlar.
(Sayfa
Başına Dön)
5-PROBLEM
ÇÖZMEDE VERİMLİ TOPLANTININ VE GRUP ÇALIŞMASININ ÖNEMİ
Grup
toplantılarının etkisiz olmasının ya da hiç yapılmamasının
bir nedeni, liderlerin toplantıların nasıl olması gerektiği
ve toplantıların çeşitli işlevleri hakkında tutarlı
"kuram"larının olmamasıdır. Bir konuda toplantı
yapmaları gerekirken, başka tür bir toplantı yaparlar ya da
birkaç ayrı konu görüşmek için bir toplantı yaparlar. Aslında
her konu için tek toplantı yapmaları gerekir. liderler, belli
bir planları olmadan yaptıkları toplantının sonuçsuz tartışmalarla
çıkmaza girdiğini görürler.
Toplantılar
iki kategoride ele alınmalıdır:
1.Bilgi
verici toplantılar
2.Sorun
çözücü toplantılar
Bilgi
verici toplantıların amacı, personeli sürekli eğitmek, lider
veya çalışanları işleri konusunda bilgilendirmektir. Bu tür
toplantılarda sorun çözmeye girişilmemeli, katılımcı sayısı
da sınırlanmalıdır. Bilgi verici toplantılar aşağıdaki
nedenler için uygundur:
1.Lider
(ya da bir grup üyesi) bir konferansta yada bilgi görgü
gezisinde öğrendiklerini gruba anlatır.
2.Kurum
dışından çağrılan bir danışman, gruba, yeni gelişmeler
hakkında bilgi verir.
3.Her
grup üyesi (örneğin, bölüm başkanları diyelim) bölümlerinde
yaptıklarıyla ilgili bilgi verir.
4.Lider,
kendisinin grup üyesi olduğu bir üst düzey yönetim grubunda
alınan kararlardan ve hareket planından kendi grup üyelerine
bilgi verir.
Bu
tür bilgilendirici toplantılarda sorular sorulur, yorumlara izin
verilir, ancak sorun çözümü ve karar alımına gidilmemelidir.
Sorun
çözme toplantılarının ise bir kaç türü vardır. Her birine
daha önce tanıştığınız sorun çözme işleminin altı
basamağının bir ya da birkaçının adı verilir.
*
Sorunu Tanımlama Toplantısı (I. Basamak)
*
Çözüm Üretme Toplantısı (II. Basamak)
*
Değerlendirme ve Karar Verme Toplantısı (III. ve IV.
Basamaklar)
*
Kararı Uygulama Toplantısı (V. Basamak)
*
Düzenli Programlanmış Yönetim Toplantısı (I'den başlayarak
VI. Basamağa kadar)
(Sayfa
Başına Dön)
6-ALTERNATİF
ÇÖZÜMLER ÜRETME
Bu
tür toplantıya çoğunlukla "Beyin Fırtınası Toplantısı"
denir. Bu terim çözülecek bir sorunla karşılaşan grupların
yaratıcılığını ortaya çıkmaya yardım edecek bir yöntemi
tanımlamak için ilk kez Alex Osborne tarafından kullanıldı.
Beyin Fırtınası Toplantısı'nda grup bir sorunu ele alır
(Sorunu Tanımlama Toplantısı'nda tanımlananlardan biri
olabilir) ve seçenek çözümler için tüm enerjilerini o sorun
üzerinde yoğunlaştırır:
Örnek
-Uzun
telefon konuşmalarını nasıl kısaltabiliriz ve azaltabiliriz?
-Kırtasiye
işlemleri nasıl azaltabiliriz?
-Ürünlerin
satışlarını nasıl artırabiliriz?
-Okulumuzda
öğrenmeyi daha cazip hale getirmek ne yapabiliriz?
-Ürünlerin
üretiminde sıfır hata için ne yapabiliriz?
Yaratıcılık,
yargı ve değerlendirme (kabul etmeme) ortamında gelişmeyeceği
için beyin fırtınası oturumlarının bazı kuralları vardır:
-Hiç
bir biçimde değerlendirme yapmayın.
-Düşüncelerinizi
baskı altında tutmayın.
-Soruna
çok çeşitli açılardan bakın.
İstenen
nicelik olduğu için, grup üyeleri düşüncelerinde haklı
olduklarını kanıtlamaya uğraşmamaları için uyarılır. Kısa
ve hızlı düşünce üretmeleri istenir.
Grup
içinden birisi (çoğunlukla lider, ama başkası da olabilir) düşünceleri
kartlara ya da yazı tahtasına yazar. Çözümleri değerlendirme
basamağı olan bir sonraki toplantıya kolaylık olmak üzere düşünceler
sınıflandırılır.
Bu
ortamda liderin başlıca görevi, değerlendirme yapılıp yapılmadığını
saptamak; yapılıyorsa, bunların yasak olduğunu gruba anımsatmak;
yaratıcı düşünmeye yüreklendirmek ve hızı düşürmemektir.
Süre sonunda grup üyeleri düşünceleri bir kez daha duymak
isteyebilir. Lider bu isteği yerine getirmelidir.
Bu
toplantılar çok eğlenceli olabilir; heyecan ve coşku
yaratabilir. Dünyanın her yerine grup üyeleri, ortaya çıkardıkları
çözümlerin benzersizliğine ve çokluğuna şaşar kalır.
(Sayfa
Başına Dön)
7-YÖNETİMDE
GÖREV PAYLAŞIMI VE YETKİ KULLANIMI
Bir
kurum veya kuruluşun varoluş nedenlerine uygun amaçlar ve
hedefler doğrultusunda kaynakların yönlendirilmesini ve karşılaşılan
duruma göre örgüt imkanlarının seferber edilmesi için
gerekli kararların alınmasını, uygulamaya aktarılmasını,
sonuçların değerlendirilmesini sağlamak amacıyla verilen örgütsel
iş yaptırım gücüne yetki adı verilmektedir. Bazılarına göre
bir eylem ve kaynak kullanma hakkıdır. Bu anlamda yönetici
makamlara verilmiş bir özelliktir. Makam sahibi kişinin astlarından,
amaçlar doğrultusunda ricada bulunma veya bir işi yapmasını
istemesidir.
Yetkiyle
ilgili diğer bir kavram güçtür. Güç bir şeyi yapabilme
yeteneğidir. Gücü doğuran ve besleyen ödül verme, vaat
verme, verilen ödülleri geri almakla tehdit, ceza verme gibi çeşitli
kaynaklar vardır. Kişinin bu araçları kullanabilme becerisi kişisel
etkinliğinin artmasına veya azalmasına neden olur.
Yetki
ve gücü birbirinden ayıranlar gücün kişi ve kişilikten
yetkinin ise makamdan kaynaklandığını düşünürler. Etkili
bir yönetim için her ikisinin birleşmesi gerekir.
1. YETKİNİN
KAYNAĞI
Geleneksel
yaklaşıma göre yetki, makama bağlanmıştır. Yetki kaynakları
şunlardır.
1.Yukarıdan
aşağıya yetki görüşü: Bu yaklaşıma göre yetki yukarıdan
aşağıya kademelere devredilir. Bir makama (pozisyona) gelen o
makamın yetkisine de kazanmış olur. Yöneticilerden uygun
kararlar verecek yetkilerini yanlış kullanmaları beklenirken
astlardan da buna uymaları beklenir. Üstün meşru gücü ile,
astlarını yönetmeyi içerir.
2.
Aşağıdan yukarıya yetki görüşü: İnsan ilişkilerine önem
verenler yönetsel yetkinin kaynağı, astların yetkiyi
benimseyip kabul etmesinde görürler. Eğer yetki astlarca kabul
edilmezse, fiili olarak gerçekleşmez, astların kabulüne kadar
varolamaz. Bu durumda yönetici sadece makam yetkisini dayanamaz.
Bu görüşü benimseyenlere göre üstlerin astlara gönderdiği
mesajın kabul edilerek yetki haline gelebilmesi için;
-Astlar
tarafından anlaşılır olması,
-Örgütsel
amaçlara uygun olması,
-Astın
çıkarına ters düşmesi,
-Astın
verilen emri yerine getirecek fiziki ve akli güçte olması
gerekmektedir
.
Yukarıdan
aşağıya yetki; devlet veya toplumdaki kurumlarla gerçekleşirken,
aşağıdan yukarıya yetki; temel inançlar, rütbe, bireysel
nitelikler, makam ve geleneklerden kaynaklanmaktadır.
3.Bilgiden
kaynaklanan yetki görüşü: Bir kişinin yetkili olduğunun
kabulü, o kişinin teknik bilgisinin ve yönetim becerisinin diğer
çalışanlarca benimsenmesi olarak tanımlanabilir.
Uygulamada
yetki kaynağını biçimini net şekilde belirlemek mümkün değildir.
Bu nedenle uzlaştırıcı yetkiden söz edilir. Bu anlayışa göre
hem makam hem de kabul yetkisi birlikte kullanılır.
Yönetici,
yetkisini liderlik yeteneği ile genişletebilir veya en azından
bu yetkisini, çalışanların daha çok kabul edebileceği biçimde
kullanılır.
2. YETKİ DEVRİ
Kurum
büyüdükçe, yöneticilerin işleri artar ve büyümenin getirdiği
yükleri kaldıramaz duruma gelirler. Yöneticilerin her şeyi
kendilerinin yapması mümkün değildir. Görevlerinin bir bölümünü
yetkileriyle birlikte devretmek zorundadırlar. Yetki devri, görevin
tamamının başkalarına bırakılması değil, belirli kararların
alınması için başkasına devredilmesidir.
Yetki
devri, bir üstün veya nezaretçinin sorumlu olduğu bir konuda
kendi işini yapması hususunda asta görev vermesidir. Yetki
devri olmaksızın örgütler varolmaz ve amaçlarına ulaşmada
başarı kazanamazlar. Yetki devredilmedikçe yönetim
kademelerinin ilişkisi ve faaliyetinin sağlıklı yürümesi mümkün
olamaz.
Devredilen
yetki ve sorumluluk eşit olmalıdır. Bir görevi başarması
beklenen kişiye, bu göreviyle orantılı olarak yetkide
verilmelidir. Buna eşitlik ilkesi denir
Yetki
devri üç unsurdan oluşur: Yetki, görev ve sorumluluk.
Yetki;
iş yaptırma gücü, Görev; başarılması gereken faaliyeti,
Sorumluluk; bireyin belli bir görevi başarması ve sonuçtan
hesap vermesini gösterir. Yönetimde başarılı olabilmek için,
görevlerin açıkça belirlenmesi gerekir. Bu açıklık yetkiyi
devralanın yetkisinin ne kadar geniş olduğunu, ne yapacağını
bilmesi için de gereklidir. Ayrıca yöneticiler bazı görevlerini
astlarına devrederek daha karmaşık kararlar için daha fazla
zaman kazanmış olur.
Yönetici
her çalışmasını;
1.
Bu çalışma başkasına devredile bilir mi? Devredilirse kime
devredilebilir?
2.
Bu gün işe gelmeseydim bu çalışma yapılabilir miydi? Yapılmasa
ne olurdu?
3.
Çalışma süresinde her hangi bir indirim yapabilir mı?
Yapabilirse ne kadar indirim yapabilir?
Sorularıyla
analiz etmeli birinci ve ikinci soruların cevaplarına göre çalışmaların
devredilebileceğine karar verirse. bir başka kişiye bırakmalıdır.
İkinci seçenek ise çalışma iptal edilmeli, çalışmayı
mutlaka kendimiz yapmak zorundaysak üçüncü seçenek üzerinde
düşünülecektir.
“Bir
millette, özellikle bir milletin yönetiminden sorumlu bulunan yöneticilerin
kişisel ihtirasları, kişisel münakaşaları milli ve vatani
vazifelerin gerektirdiği yüce duyguların üzerine çıkacak
dereceye varmış olan memleketlerde, dağılmaktan ve batmaktan
kurtulmak mümkün değildir.”
1921
M. Kemal ATATÜRK
(Sayfa
Başına Dön)